|

Erzincan,
Fırat'ın kollarından Karasu, doğu batı doğrultusunda uzanan demiryolu
ile Sivas-Erzurum ve Trabzon-Sivas karayollarının birleştiği
noktadadır.
Şehir
İstanbul'un 1100
km, Ankara'nın 690 km doğusunda,
Yukarı Fırat havzasının içinde 1200 m yüksekliğindeki bir ovanın
ortasındadır. Ovanın boyutları, doğu-batı yönünde 30 km, kuzey-güney
yönünde 10-15 km'dir.
Erzincan'ın
siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden, Mengücek Beyliği ve
Selçuklu döneminde ve ondan sonra gelen yüzyıllar içerisinde de
Anadolu'nun ileri gelen ticari ve kültür merkezlerinden biriydi. O
dönemler içerisinde ekonomisinin temelini oluşturan faaliyetler
açısından çağdaşı olan kentlerin pek çoğundan hayli ileri idi. 12.
yüzyılda Gezgin Marco Polo, kentte
dokumacılığın gelişmiş olduğunu, 14. yüzyılda İbni
Batuta da kentte dokumacılığın ve bakır
eşya yapımının ileri düzeyde olduğunu yazarlar. Dokumacılık, boya
yapımının gelişmesini de sağlamıştı. 1561-1518
yıllarında düzenlenen tahrir defterlerinde kentin yıllık geliri
224.753 akçe idi. Bu gelir, çeşitli vergi ve resimlerden
oluşmaktaydı.
Evliya
Çelebi'ye göre, 17. yüzyıl ortalarında Erzincan'ın ortasında küçük ve
alçak duvarlı kalesi içinde; 200 ev ile 1 cami vardı. Kale dışında
ise 1800 ev, 7 cami, 60'tan çok mescit ile içinde 500'den fazla dükkanın bulunduğu bir çarşı ve bedesten, bütün
şehirde ise 48 mahalle ve 40 okul bulunmaktaydı. Evliya Çelebi'nin
Erzincan'da 500 dükkanın varlığından söz
etmesi, 17. yüzyıl ortalarında ticaret ve el sanatlarının gelişmiş
olduğunu göstermektedir. İlin ticaret yolları üzerinde bulunması da
bu kanıtı doğrulamaktadır. Aynı yıllarda Erzincan vilayeti dahilindeki padişah hasları 146.000 akçe
tutuyordu. 1566 yılında şehrin geliri 234.000 akçeye ulaşmıştır.
Erzincan,
tarihi boyunca tarım ve hayvancılık ürünlerinin yanısıra
yeraltı kaynaklarına, özellikle zengin maden işletmelerine yakın bir
konumda bulunmaktaydı. Bakır, kurşun, mermer ve taş ocakları bilinen
en eski çağlardan beri işletilmekteydi.
Ancak,
Osmanlı İmparatorluğu'nun 17. yüzyıldan itibaren duraklama ve
gerileme sürecine girmesi, özellikle de 19. yüzyıl boyunca
sanayileşmiş Batı Avrupa ve Rus emperyalizminin Osmanlı yönetimi
üzerindeki askeri, mali ve siyasi baskıları İmparatorluğun her
bölgesini, özellikle Doğu Anadolu'yu ekonomik yönden geri bıraktı.
Osmanlı
döneminde doğu sınırından içeride bulunması nedeniyle Erzincan şehri,
19. yüzyıla kadar ordular için sadece bir konak yeri oldu, daha
sonraki Rus istilaları karşısında askeri bakımdan önem kazandı ve bu
sıralarda Erzurum Kalesi'nin koruyup kapattığı bir hareket noktası
özelliğini aldı.
19. yüzyıl
sonunda Erzincan'da 210 cami ve mescit, 35 medrese, 2 rüştiye, 9
ilkokul, 18 han, 1550 dükkan, 3 gazino, 35
kahvehane, 8 hamam, 14 fırın, 145 çeşme, 15 tabaklane,
12 bezirhane, 11 boyahane, 1 silah ambarı,
1 askeri tabakhane, 1 aba yapımevi bulunmaktaydı. Yukarıda saydığımız
iki rüşdiye mektebinden biri 1865, diğeri
1883, idadi mektebi ise 1908 yılında öğretime açılmıştır.
19.
yüzyılın son yıllarında Erzincan şehrinin nüfusu 23 bin iken, 1883
yılında göçmenlerin buraya yerleştirilmesi ve IV. Ordu Müşriklik
Merkezi'nin buraya taşınması sonucu şehrin nüfusu kısa sürede
artmıştır.
Erzincan Adının Kaynağı
Erzincan'ın kuruluş tarihi
kesin olarak bilinmemektedir. Asur kaynaklarında geçen Zuhma (Suhma), yörenin
bilinen en eski adıdır. Erzincan adının Eriza'dan
geldiği sanılmaktadır. Eriza adı
Selçuklular tarafından Erzingan olarak
kullanılmış, daha sonra da Erzincan olarak anılmıştır.
Erzincan adı bir söylenceye göre, eski çağlardaki "Azzi" bölgelerinden dolayı Aziriz olarak bilinmekteydi. Selçuklular, Aziriz adını çok beğenmiş ve buna "Rahmet
yağarsa can Aziriz can" rahmet
yağmazsa "Yan Aziriz yan"
biçiminde bir tekerleme uydurulmuş, bu tekerlemedeki Aziriz sözcüğü zamanla değişerek, Erzincan
biçimini almıştır. Erzincan da bu sözcükten türemiştir
|